Bir hikâye düşün… Uzun zamandır böylesini görmemişsin. O kadar güzel bir konusu var ki okumaya doyamıyorsun.
Her cümle, bir sonraki cümleye ulaşmak için ayrı bir tutku kaynağı. Her yeni paragrafta heyecanın daha da tırmanıyor. Kitabın sonuna ulaşmak için dua ederken, keşke bu hikâye hiç bitmese diye düşünüyorsun bir taraftan… Çelişkiler içindesin ama mutlu…
Sen hikâyeyi okurken, yazar bir taraftan yazmaya devam ediyor. O yazdıkça sen okumayı sürdürüyorsun.
Bu hikâye öyle bir hâl alıyor ki hikâyeyle yetinemiyorsun. Yazara ulaşmak için çaba sarfediyorsun bu sefer. Böyle bir hikâyenin yazarı da muhteşem bir insan olmalı diyorsun kendi kendine. Öyle ki kendi zihninde ulaşılması güç, gereğinden fazla iyi bir yazar yaratıyorsun. Tanımasan bile bu yazara hayranlığın her saniye daha da artıyor.
Ne yapacağını bilmiyorsun. Hikâyenin içinde bir yerlerde yazarın kendisi olmalı diye umut ediyorsun. Çabalıyorsun bir yandan da ulaşamamaktan korkuyorsun. Ama asla yılmıyorsun. Tüm dikkatini vererek, ilk andaki heyecanını kaybetmeden okumayı sürdürüyorsun. Hem de her dakika, her saniye…
Kitabın sonunun geleceğini aklının ucundan bile geçirmiyorsun elbette. Ama son sayfaya geldiğinde, kitabın ilerlemediğini farkediyorsun. Yazarın, yazmaktan vazgeçtiğini. Zihnindeki o mükemmel yazarın, yazacağı hiçbir şey kalmadı mı diye şaşırırken önemli bir ayrıntıyı farkediyorsun…
Kitap yarım! Evet, bitmemiş bir kitap… Sonuç bölümüne ulaşamamış, belki de en heyecanlı yerinde yarım kalmış bir hikâye bu.
Rüyada olduğunu farkediyorsun acı şekilde… Aslında bu hikâyenin yazarının kim olduğunu anlıyorsun, üzülerek de olsa…
KENDİ YAZDIĞIN HİKÂYE’yi kendin okuyorsun… Zihninde yarattığın yazar, aslında yok. Kabullenmek zor olabiliyor, ama başka çıkar yolu yok… Herkes kendi hikâyesini kendi yazıyor işte… Anlıyorsun…
Posted by admin |
No Comments »