May
1st

Atama mı ne ataması?

Files under Güncel | Leave a Comment

Yorum yapmayacağım.

Yıl 2002

İzmit-Samsun-G.Antep vs.vs.vs mitingi.

RTE’nın açıklamaları aynen şöyle;

Yahu, bir sürü bölüm öğretmenimiz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var ama bakın ki işe, bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor! O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri; yazık değil mi? ‘Öğretmen alamıyorum.’ de. Bu evlatlarım okumasın boşuna ama biz iktidar olunca inşallah boşta kalan öğretmen adayı olmayacak.

Bakın bir kaynak daha. 

Bu kaynak daha sağlam. Buna da bakabilirsiniz.

Yıl 2010

Tahmin edin bakalım, bu açıklamalar kimden?

Kardeşim dünyanın hiçbir yerinde bir fakülteyi bitiren veyahut da ne bileyim bir eğitim enstitüsünü bitiren, değişik uygulamaları var, öğretmen olmuyor diye bir şey yok ki?

Aynı şekilde ´üniversiteyi bitiren herkes iş buluyor´ diye bir şey yok ki?

Bugün dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika´da işsizlik yüzde 9´a ulaştı. Japonya´ya gel, felaket… İspanya yüzde 8 küsurdan yüzde 18´e çıktı işsizlik.

Kaynak bol ama şuraya bakabilirsiniz. Diğer bir kaynak gözlerim ve kulaklarım.

Ataması yapılmayan öğretmenler platformu için “Öğretmen olamayanlar birliği” demesi de ayrı bir gariplik.

Onlar mı öğretmen olamadı? Siz mi öğretmen yapmadınız.

Nis
7th

Bilmiyor muydunuz?

Files under Güncel | Leave a Comment

Geçenlerde gündeme bir haber düştü. Yürek burkan cinsten. Hepimizin bildiği bir gerçek, acı şekilde tekrar karşımıza çıkıverdi.

Dershane parasını ödeyemediği için, annesi cezaevine giren bir genç bu acıya dayanamayarak intihar etti.

Sormak lazım yetkililere,  “BİLMİYOR MUYDUNUZ?”

Yeni bir sektör oluşturdunuz. Evet ekonomiyi canlandırdınız bir nebze. Ama sırtından geçinilenler garibanlar oldu nedense?

Fırsat eşitliği dediniz… Hani nerede?

Dershaneye gitmeden kazanılabiliyor mu sınavlar? Para dökmeden başarılıyor mu?

Avrupa Birliğine uyum sağlamak için yapmadığınız saçmalık kalmadı. 10 kişilik sınıflar için tasarlanmış programları 50 kişilik sınıflar için uygulatmaya kalktınız.

Yoğun sınıf öğretmeni açığının olduğu bir ülkede, açığı kapatmadan okul öncesi uygulamasına geçtiniz. Hangi mantıkla? Sınıf öğretmeni fazlası var aslında dediniz. Kadrolar dolu. Peki ya 100.000e yakın asgari ücretli öğretmene ne dersiniz? Uzaydan mı geldiler?

500 TL ile geçinen aile, 300 TL’yi dershaneye mi versin aidata mı?

Ülkede eğitim hizmetleri aksarken siz üniversiteliler tabii açıkta kalacak, dünyada da böyle dediniz. Ama aynı anda “en az 3 çocuk” da dediniz. Özür dilerim ama bu çocukları nerede okutmayı planlıyorsunuz?

Mevcut üniversitelerin durumu içler acısı iken, bilimsel çalışmalara doğru düzgün ödenek ayırmaz iken yeni üniversiteler açtınız. Ne alaka?

Eğitim programlarını kopya ettiniz. Sınavda kopya çeken öğrenciye benzediniz. Ama yakalandınız da… Notunuz zayıf. Sınıfta kalmalısınız. Ama bir gariplik var, hâlâ sınıf atlıyorsunuz. Hâlâ ülkeyi berbat etmeye devam ediyorsunuz. Oldu mu şimdi?

Siz bunları “BİLMİYOR MUYDUNUZ?”

Mar
11th

Yarım bir hikâye

Files under Güncel | Leave a Comment

Bir hikâye düşün… Uzun zamandır böylesini görmemişsin. O kadar güzel bir konusu var ki okumaya doyamıyorsun.

Her cümle, bir sonraki cümleye ulaşmak için ayrı bir tutku kaynağı. Her yeni paragrafta heyecanın daha da tırmanıyor. Kitabın sonuna ulaşmak için dua ederken, keşke bu hikâye hiç bitmese diye düşünüyorsun bir taraftan… Çelişkiler içindesin ama mutlu…

Sen hikâyeyi okurken, yazar bir taraftan yazmaya devam ediyor. O yazdıkça sen okumayı sürdürüyorsun.

Bu hikâye öyle bir hâl alıyor ki hikâyeyle yetinemiyorsun. Yazara ulaşmak için çaba sarfediyorsun bu sefer. Böyle bir hikâyenin yazarı da muhteşem bir insan olmalı diyorsun kendi kendine. Öyle ki kendi zihninde ulaşılması güç, gereğinden fazla iyi bir yazar yaratıyorsun. Tanımasan bile bu yazara hayranlığın her saniye daha da artıyor.

Ne yapacağını bilmiyorsun. Hikâyenin içinde bir yerlerde yazarın kendisi olmalı diye umut ediyorsun. Çabalıyorsun bir yandan da ulaşamamaktan korkuyorsun. Ama asla yılmıyorsun. Tüm dikkatini vererek, ilk andaki heyecanını kaybetmeden okumayı sürdürüyorsun. Hem de her dakika, her saniye…

Kitabın sonunun geleceğini aklının ucundan bile geçirmiyorsun elbette. Ama son sayfaya geldiğinde, kitabın ilerlemediğini farkediyorsun. Yazarın, yazmaktan vazgeçtiğini. Zihnindeki o mükemmel yazarın, yazacağı hiçbir şey kalmadı mı diye şaşırırken önemli bir ayrıntıyı farkediyorsun…

Kitap yarım! Evet, bitmemiş bir kitap… Sonuç bölümüne ulaşamamış, belki de en heyecanlı yerinde yarım kalmış bir hikâye bu.

Rüyada olduğunu farkediyorsun acı şekilde… Aslında bu hikâyenin yazarının kim olduğunu anlıyorsun, üzülerek de olsa…

KENDİ YAZDIĞIN HİKÂYE’yi kendin okuyorsun… Zihninde yarattığın yazar, aslında yok. Kabullenmek zor olabiliyor, ama başka çıkar yolu yok… Herkes kendi hikâyesini kendi yazıyor işte… Anlıyorsun…

Şub
23rd

Belirsizlik

Files under Güncel | 2 Comments

Yaşayabileceğiniz en berbat duygulardan birisi sanırım.

Üstüne üstlük aynı dönemde, birkaç konuda birden bu durumu yaşıyorsanız iyice çekilmez bir hâl alıyor. Zaman denir ilacı olarak. Ama zamana bıraka bıraka ölüp gideceğiz ondan korkuyorum (:

Zaman aslında ilaç niteliği taşımıyor.

Çünkü bir ilaç, ağrınızı dindirir. Zaman dindirmiyor. Herşeyi en ince ayrıntısına kadar yaşıyorsunuz. Sonra sıkıntınız kendiliğinden geçip gidiyor ya da hafifliyor.  Sonra da zamana bağlıyoruz bu durumu. Ama yanlış işte. Zaman, sıkıntılarınızla birlikte hayatınızı da alıp gidiyor.

Şub
12th

Bu Ülkeyi Yönetemeyenlere…

Files under Güncel | 1 Comment

Daha hayatın ne kadar zorlu ve acımasız olduğunun farkında olmayan minik yavruları öğretmensiz bırakan MEB.

100.000 öğretmeni, emeklerinin karşılığının yarısını bile vermeden çalıştıran MEB.

KPSS gibi bir sınav ile eğitim kalitesini belirlemeye çalışan MEB.

Ziraat mühendislerini öğretmen yapan, dershaneleri paraya boğan MEB.

Sen Atatürk’ün MEB’i değilsin. Benim de kurumum değilsin.

“Bir çocuk değişir, Türkiye yetişir…” denmemiş boşa. Evet, bir çocuk yetişecek ve Türkiye değişecek.

İnanıyorum, yönetemeyenlerin inadına inanıyorum.

Şub
5th

Yunus Emre Der Hoca…

Files under Güncel | Leave a Comment

Yunus Emre der hoca,

Gerekse bin var hacca.

Hepsinden eyice,

Bir gönüle girmektir!

——————————-

Anlayan için mükemmel bir dörtlük. 1000 değil 1.000.000 kere bile hacca gitsen adam olmayabilirsin. İnsanlık gösterişle ölçülen, yüzeysel bir kavram değil. Birilerinin dini kullanmalarını da çok iyi özetlemiş aslında ozanımız. Büyük adammış. Saygıyla anıyoruz.

Şub
5th

Twitter, Facebook, Kişisel Blog = EGO

Files under Güncel | Leave a Comment

Kimine göre iddialı gelebilir. Ancak bana göre oldukça gerçekçi bir yaklaşım.

Neden bir insan her yaptığı işi insanlarla paylaşma gereği duyar ? Abicim napayım ben senin bu sabah ne yediğini? Demi ama?

Yok bugün şuraya gittim, buradan geldim, kafamı duvara gömdüm… Çoğaltılır bu örnekler.. Twitter hesaplarını incelemek yeterli bunu anlamak için.

Facebook’da bir miktar öyle.  Sürekli paylaşımlar, herkesin görebileceği yerlere megalomaca iletiler yazmak, videolar paylaşmak. Profil resmine kız arkadaşını koymak, elinde içki şişesiyle resim paylaşmak, ünlü şahıslarlar çekilmiş fotoğraflar yayınlamak.

Kişisel blog olayı da aynen böyle. Tıpkı benim şu an yazdığım gibi. Demezler mi adama, “E be adam sen ne mühendisisin, ne uzmanısın ki herşeyi bilimsel tez yazarmışcasına eleştiriyorsun? Hem de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyorsun!” Doğru valla derim… Haklısın…

Eleştirmiyorum yanlış anlaşılmasın. Gelişim psikolojisinin temelini oluşturan görüşler genelde, ergenlik döneminde benmerkezciliğin patlama yaptığını söylerler. Bence benmerkezcilik yok olan birşey değil. Örtük şekilde de olsa devam ediyor. Hepimiz egolarımızı tatmin etme peşindeyiz. İnkar bile etsek, bu böyle.

Neyse ki internet var da bunu daha net görebiliyoruz.

Oca
30th

AYÖP - 31 OCAK / Bir de biz inelim alanlara.

Files under Güncel | Leave a Comment

Ataması yapılmayan öğretmenler olarak Sıhhıye’deyiz. Hep az katılım oluyor(muş). Ben de ilk defa katılıyorum.

Birileri sesimizi duymasa bile biz avazımız çıktığı kadar bağıralım.

Oca
28th

Karda Araba Kullanmak

Files under Güncel, Tempra | Leave a Comment

Çok eğlenceli olduğu kesin.Bir o kadar da tehlikeli.

Temprari ile bugün, buzda dans edâsıyla baya yol katettim. Kırmızı ışıkta patinajlar, kaygan yolda estetik ritimler vs.

Cidden eğleniyorsunuz… Hatta bunun için üzerine para bile verirsiniz. Bir noktadan sonra kendinizi kaptırıp ustalaştığınıza iyice inanıyorsunuz. Hele bir de geçmişte övünülecek tecrübeleriniz varsa kimse sizi tutamaz.

İş buraya kadar mükemmel.  Lakin anlayamadığınız şekilde; sağ şeritte yavaş yavaş, hafif tarz müzik dinlerken önünüze kasaptan ehliyet almış bir Broadway kırana kadar. Frene basıyorsunuz hatta köklüyorsunuz. Motor freni denen şeyi bir kenara bırakıp delice kornaya asılıyorsunuz. Ama bir terslik var… Hissediyorsunuz… Ne oldum diyene kadar baya yol katediyorsunuz… Evet evet duramıyorsunuz.

Yandan bir ses, biraz korkmuş… “Ucuz atlattık.”

Yaaaaa diyorsunuz. Demek ki fazla abartmamak lazım. Hele ki altınızda 18 seneyi devirmiş, ihtiyar bir araba varsa. Temprari bile olsa, ı-ıh kendinize pek güvenmeyin.

Oca
26th

Devlet Politikası

Files under Güncel | 2 Comments

Bir ülkenin uzun vadeli çıkarları için uygulanan politikalar bütünü desem yanlış ifade etmem sanırım.

Türkiye’de olmayan bir kavram. Ya da olup da gizlenen. Bilemiyoruz elbette, büyükler uygun görmediği için.

Bugün ülkemizin kısa vadede yönetimini hükümet politikaları belirliyor. Bunun temel nedeni de ülkemizi yöneten zengin/toprak ağası kesimin istekleri. Halkın adamı diyorlar ya hani(!)  Neyse konuyu çorbaya çevirmeyelim.

Biliyoruz ki Cumhuriyet’in kurulmasından sonra; 10 sene gibi kısa bir süre içinde çokca cephede savaş veren, birçok sömürge devletinin hedefi olan bir ülke olarak pek de zengin değildik. İşte o süreç içerisinde kimse çok partili sistemi hayal bile edemezdi. Demokrasiyi kendine göre yorumlayan yeni oluşumları gözlemlersek bunu daha iyi anlarız sanırım.

Elbette bu süreç içerisinde, sistemi tasarlayan kişinin söz sahibi olması kaçınılmazdı. Aksi de düşünülemez zaten.

Bana devlet politikası dendiği zaman aklıma ilk olarak 1923-1938 yılları arası gelir. Genel olarak köklü bir o kadar da genç bir ülkeyi yapılandırmak kolay olmasa gerek. Elbette ana hedef yeni sistemin oturtulması ve ekonomik bağımsızlık yönündeydi. Ekonomisi dışarıya bağlı bir ülkenin, yöneticilerinin de dışarıya bağlı olması kaçınılmaz günümüzde.

Birilerinin adını duyunca irkiliği devletçilik politikası pek de verimli oldu bana göre. Şimdilerde sıcak para, yabancı sermaye diye arka arkaya takla atma rekorları kıran sayın yöneticilerin nedense hiç bulaşmak istemediği bir kavram. Oysa ki sosyal devletlerde halkın cebinden daha az para çıkması, refah seviyesinin artması için yapılmıyor muydu herşey?Evet büyük önder bunu yaptı. Sosyal devlet denilen şey topluma daha iyi bir gelecek hazırlamalıydı.  Liberal ekonomi anlayışının temel alındığı dönemlerde bu toprağın insanı çok zor şartlarda başarılı olamadı ilk yıllarda. Ama devlet şimdi yaptığı gibi birilerinin kucağına oturamazdı. Çünkü dönemin tüm güç odaklarını tek başına bertaraf etmişti. Büyüktü ve inançlı. Devletçilik politikaları ile birlikte kimi sanayi dallarında dışa bağımlılık azaltıldı. Hatta azaltma terimi hafif kalır. Ve bu politika ne sosyalist ne de komünist politikalarla benzeşiyordu. Devlet gerektiğinde millete yol göstermeli ona yardımcı olmalıydı. Ki Atatürk de diyor zaten, devlet özel sektörle rekabet yapmaz diye… Özel sektörün yeterli seviyeye ulaştığı alanlarda gerekli devir işlemleri yapılır. Ama yerli kuruluşlara.. Tutup da elin oğluna değil!

Çünkü o devletti. Halkın tek güveneceği adres. Şimdilerde ise bu durumlara çok uzağız. Türkiye’nin en çok kazanan kuruluşları “gavur” diye tabir ettiğimiz kesimim elinde.

Atatürk yerli girişimcinin başarısını hedeflemişti hep. Yabancı sermayeye, sadece katkısı olacağı konularda kapı açmıştı. Şimdi ise istila ediliyoruz gibi geliyor bana. Elimizde ne kaldı, Türk halkının verdiği vergiler dışında?