Bir ülkenin uzun vadeli çıkarları için uygulanan politikalar bütünü desem yanlış ifade etmem sanırım.
Türkiye’de olmayan bir kavram. Ya da olup da gizlenen. Bilemiyoruz elbette, büyükler uygun görmediği için.
Bugün ülkemizin kısa vadede yönetimini hükümet politikaları belirliyor. Bunun temel nedeni de ülkemizi yöneten zengin/toprak ağası kesimin istekleri. Halkın adamı diyorlar ya hani(!) Neyse konuyu çorbaya çevirmeyelim.
Biliyoruz ki Cumhuriyet’in kurulmasından sonra; 10 sene gibi kısa bir süre içinde çokca cephede savaş veren, birçok sömürge devletinin hedefi olan bir ülke olarak pek de zengin değildik. İşte o süreç içerisinde kimse çok partili sistemi hayal bile edemezdi. Demokrasiyi kendine göre yorumlayan yeni oluşumları gözlemlersek bunu daha iyi anlarız sanırım.
Elbette bu süreç içerisinde, sistemi tasarlayan kişinin söz sahibi olması kaçınılmazdı. Aksi de düşünülemez zaten.
Bana devlet politikası dendiği zaman aklıma ilk olarak 1923-1938 yılları arası gelir. Genel olarak köklü bir o kadar da genç bir ülkeyi yapılandırmak kolay olmasa gerek. Elbette ana hedef yeni sistemin oturtulması ve ekonomik bağımsızlık yönündeydi. Ekonomisi dışarıya bağlı bir ülkenin, yöneticilerinin de dışarıya bağlı olması kaçınılmaz günümüzde.
Birilerinin adını duyunca irkiliği devletçilik politikası pek de verimli oldu bana göre. Şimdilerde sıcak para, yabancı sermaye diye arka arkaya takla atma rekorları kıran sayın yöneticilerin nedense hiç bulaşmak istemediği bir kavram. Oysa ki sosyal devletlerde halkın cebinden daha az para çıkması, refah seviyesinin artması için yapılmıyor muydu herşey?Evet büyük önder bunu yaptı. Sosyal devlet denilen şey topluma daha iyi bir gelecek hazırlamalıydı. Liberal ekonomi anlayışının temel alındığı dönemlerde bu toprağın insanı çok zor şartlarda başarılı olamadı ilk yıllarda. Ama devlet şimdi yaptığı gibi birilerinin kucağına oturamazdı. Çünkü dönemin tüm güç odaklarını tek başına bertaraf etmişti. Büyüktü ve inançlı. Devletçilik politikaları ile birlikte kimi sanayi dallarında dışa bağımlılık azaltıldı. Hatta azaltma terimi hafif kalır. Ve bu politika ne sosyalist ne de komünist politikalarla benzeşiyordu. Devlet gerektiğinde millete yol göstermeli ona yardımcı olmalıydı. Ki Atatürk de diyor zaten, devlet özel sektörle rekabet yapmaz diye… Özel sektörün yeterli seviyeye ulaştığı alanlarda gerekli devir işlemleri yapılır. Ama yerli kuruluşlara.. Tutup da elin oğluna değil!
Çünkü o devletti. Halkın tek güveneceği adres. Şimdilerde ise bu durumlara çok uzağız. Türkiye’nin en çok kazanan kuruluşları “gavur” diye tabir ettiğimiz kesimim elinde.
Atatürk yerli girişimcinin başarısını hedeflemişti hep. Yabancı sermayeye, sadece katkısı olacağı konularda kapı açmıştı. Şimdi ise istila ediliyoruz gibi geliyor bana. Elimizde ne kaldı, Türk halkının verdiği vergiler dışında?
By Emre ÇETİN on Oca 27, 2010 | Reply
http://www.oib.gov.tr/program/uygulamalar.htm
Özelleştirme idaresi satış tahsilat sayfası her şey ortada… Elimizde ne varsa !
By admin on Oca 28, 2010 | Reply
Yani, operasyon devam ediyor. Herşey ceplerin dolması için (: